Tahta At ve İllüzyonun Sonu

Karnında savaşçı taşıyan bir armağan.

Troya deyince herkesin gözünün önüne gelen sahne budur: dev bir tahta at, kapıdan içeri çekilir, gece karnı açılır, şehir düşer. Üç bin yıllık hikâyenin en ünlü sahnesi. Ve işte tuhaflık: bu sahne, hikâyeyi anlatan büyük metinde yoktur. İlyada, geçen bölümde gördüğümüz gibi, Hektor'un cenaze ateşiyle biter; at, o ateşin dumanının gerisinde bir yerde, henüz kesilmemiş çam ağaçlarının içindedir. Tahta atı bize anlatanlar başkaları: Odysseia'da ozan Demodokos'un ağzından birkaç dize, kayıp destanların — İlias Mikra'nın, İliou Persis'in — Proklos'a kalmış kuru özetleri ve hepsinden ayrıntılısı, olaydan bin yıl sonra yazan bir Romalı: Vergilius. Batı hafızasındaki Troya yangınının alevleri, büyük ölçüde Aeneis'in ikinci kitabından yükselir. Dizinin en başından beri altını çizdiğimiz o gerçek burada bütün çıplaklığıyla karşımızda: en iyi bildiğimizi sandığımız sahneler, en kırılgan kaynaklardan geliyor.

Ama at, hikâyenin sonu. Önce ödenecek hesaplar var. Çünkü Hektor'un ölümüyle şehrin düşüşü arasında, anlatıcıların hızla geçiştirdiği ama bizim defterimiz açısından vazgeçilmez bir dönem uzanıyor: kehanetlerin tek tek tahsil edildiği aylar.

Sıra Sende

Hektor can verirken katiline bir kehanet fırlatmıştı: benden hemen sonra sıra sende. Söz tutuldu — bu hikâyede tutulan sözlerin hep en karanlıkları olması, artık bizi şaşırtmıyor. Anlatının en yaygın kolunda Akhilleus, Skaia Kapısı'nın önünde Paris'in okuyla düşer; oku hedefe götüren el ise Apollon'undur. Kil tabletlerde Appaliunas adıyla tanıdığımız, vebayı başlatan, hep Troya'dan yana duran o doğulu tanrı, savaşın en büyük savaşçısını da kendi eliyle indirir. Okun topuğa isabet ettiği ayrıntısı — bugün hepimizin diline yerleşmiş "Aşil topuğu" — Homeros'ta yoktur; geç antikçağın süsüdür. Ama çekirdek sabittir: yenilmez adam, savaş meydanında bir kılıç darbesiyle değil, uzaktan gelen bir okla ölür. Kuvvetin destanı, kuvvetin en büyük taşıyıcısını sinsi bir ölümle uğurlar.

Paris'in kendi faturası da gecikmez. Onu vuran ok, dizinin dikkatli okurlarının ta surların yapımından beri izlediği bir silahtır: Herakles'in okları. Laomedon'un dolandırdığı kahramanın zehirli okları, ölüm döşeğinde Philoktetes'e vasiyet edilmişti; Akhalar, bir kehanet üzerine, on yıl önce yılan sokması yüzünden Lemnos adasına terk ettikleri Philoktetes'i yaralarıyla, öfkesiyle gidip geri getirirler. Ve Herakles'in yayından çıkan ok, Laomedon'un torununun oğlunu bulur. Duvara asılan silah, tam vaktinde patlar: Troya'yı ilk kez yıkan adamın okları, şehri ikinci kez yıkacak savaşın dönüm noktasını da işaretler. Lanet defterinde bundan temiz kapanan hesap azdır.

Kehanetler Bürokrasisi

Bu son aylarda anlatı, tuhaf biçimde bir evrak işine dönüşür. Şehrin düşmesi için yerine getirilmesi gereken koşulların listesi dolaşır kâhinler arasında: Philoktetes'in yayı gelecek, Akhilleus'un oğlu Neoptolemos savaşa katılacak ve — en önemlisi — Palladion şehirden çıkarılacak.

Palladion'u hatırlayalım: gökten düştüğüne inanılan, şehri koruyan küçük Athena heykeli. Şehrin kuruluş anlatısında gökten inen o tılsım, şimdi şehrin ölüm belgesine dönüşür. Bir gece Odysseus ile Diomedes, lağım mı, gizli geçit mi, anlatıdan anlatıya değişen bir yoldan surların içine sızar ve heykeli çalarlar. Sahne üzerinde durmaya değer: Troya'nın düşüşü, tahta attan önce bir hırsızlıkla başlar. Tanrıların şehri terk etmesi gerekir ki şehir düşebilsin — ve tanrılar kendiliğinden gitmezse, insanlar onları taşıyıp götürür.

Atı İçeri Alın

Sonra at gelir. Fikir Odysseus'un, işçilik Epeios'undur; İda'nın çamlarından — tanrıların savaşı seyrettiği o dağdan — kesilen kereste, kıyıda dev bir ata dönüşür. Akhalar gemilerine binip Tenedos'un, yani Bozcaada'nın arkasına çekilir; kumsalda yalnızca at ve tek bir adam kalır: Sinon.

Sinon, bu dizinin terazisinde özel bir yere oturur. Çünkü onun yaptığı şey, düpedüz bir yemin sahtekârlığıdır. Troyalılara gözyaşları içinde bir hikâye anlatır: Akhalar onu kurban etmek istemiş, kaçmış, artık onlardan nefret etmektedir; at ise Athena'ya — çalınan Palladion'a karşılık — bir özür armağanıdır ve bilerek büyük yapılmıştır ki şehre girmesin; girerse Troya yenilmez olur. Tanrıları şahit tutarak yalan söyler. Bozulan yeminler üzerine kurulmuş bir şehir, en sonunda sahte bir yeminle açar kapılarını. Laomedon'un Poseidon'a, Apollon'a, Herakles'e attığı kazıklar, kuşaklar sonra Sinon'un ağzından geri döner. Anlatının adaleti soğuk ama simetriktir.

İki kişi itiraz eder. Rahip Laokoon "armağan getirseler bile Yunanlardan korkarım" diye haykırıp ata mızrağını saplar; az sonra denizden çıkan iki yılan onu ve oğullarını boğar. Kalabalık bunu tanrısal bir ceza olarak okur — oysa yılanları gönderen, atın şehre girmesini isteyen tanrılardır. Öteki itiraz Kassandra'dan gelir: Priamos'un kızı, Apollon'un hem armağanı hem laneti boynunda — her kehaneti doğru, hiçbir kehaneti inandırıcı değil. Bağırır, kimse dönüp bakmaz. Troya'nın son günü, doğruyu söyleyen iki kişinin susturulmasıyla mühürlenir; biri yılanla, öteki kahkahayla.

At, surlardan içeri alınır. Kapı yetmez; anlatının bir kolunda surdan taş sökülür. Şehir, kendi eliyle kendi duvarını deler.

Gece

O gece Troya bayram eder. Sonra, herkes uyuduğunda, atın karnı açılır; Sinon kıyıda işaret ateşini yakar; Tenedos'un arkasındaki donanma geri döner. Gerisi savaş değil, kıyımdır. Vergilius'un sahneleri buradan sonra Batı sanatına asırlarca model olacaktır: yanan çatılar, sokak sokak boğuşma ve en ağırı — Priamos'un ölümü. Elli oğlun babası, Akhilleus'un barakasında düşmanının ellerine uzanmış o yaşlı kral, kendi sarayında, Zeus sunağının dibinde, Akhilleus'un oğlu Neoptolemos tarafından öldürülür. Babası Hektor'a cenaze için söz vermişti; oğul, sunağa sığınmış bir ihtiyarı keser. Tutulan tek sözün mirası, bir kuşak bile dayanmaz.

Kadınların payına düşeni gelecek hafta konuşacağız; Euripides o gecenin sabahını, tarihte eşine az rastlanır bir dürüstlükle, kazananların değil kaybedenlerin gözünden yazdı. Şimdilik tek bir kaçış çizgisini not edelim: yanan şehirden bir adam çıkar, sırtında babası, elinde oğlu, yanında ocak tanrıları — Aineias. Afrodit'in oğlu, Dardanos soyunun son filizi. Onun yolculuğu bu diziden taşar; ama şu kadarını söyleyelim: Troya o gece ölmedi, adres değiştirdi. Bir gün Roma, imparatorluğunu bu kaçağın soyuna bağlayacak.

Küller Konuşuyor

Peki toprak ne diyor? Hisarlık'ta tahta atın izini arayanları hayal kırıklığı bekler; kazıların bulduğu at değil, yangındır. Troya VIIa katmanı — Korfmann ve ekibinin çalışmalarıyla aşağı şehre kadar genişleyen o tablo — MÖ 1200'ler civarında şiddetle yıkılmış bir yerleşimin fotoğrafını verir: kalın bir kül tabakası, sokaklarda aceleyle gömülmüş ya da hiç gömülememiş iskeletler, yıkım molozunun içinde yığınlar hâlinde sapan taneleri ve ok uçları, yer döşemelerinin altına gizlenip bir daha alınamamış, savaş için istiflenmiş erzak küpleri. Yorum yine de ihtiyat ister: bu yıkımın faili Akhalar mı, Deniz Kavimleri dalgası mı, bir iç karışıklık mı — kül, kibriti kimin çaktığını söylemez. Bir katman altta, görkemli surlarıyla Homeros'un şehrine çok daha fazla benzeyen Troya VI ise bir depremle çökmüş görünüyor. Buradan yola çıkan zarif bir modern hipotez de var: depremlerin ve atların tanrısı Poseidon'dur; tahta at, şehri deviren sarsıntının efsaneye çevrilmiş hâli olabilir. Kanıtı yok — ama Laomedon'a suru ören ve karşılığını alamayan tanrının şehri en sonunda kendi eliyle yıkması, bu dizinin terazisine fazlasıyla yakışırdı.

Efsane ile toprak, dizinin en başında verdikleri sözü son gecede de tutuyor: birbirini ne tamamen doğruluyor ne tamamen yalanlıyor. Kazma küreğin söyleyebildiği şu: burada güçlü surları olan zengin bir şehir vardı, savaşa hazırlandı ve yandı. Söyleyemediği ise uzun bir liste: yakanların adı, savaşın nedeni, bir kadının kaçırılıp kaçırılmadığı, karnında savaşçı taşıyan bir at. Kül tabakası bir olayın tutanağıdır; ama tutanağın "kim" ve "neden" sütunları boştur.

O boş sütunları dolduran şiirdir — ve şiir doldururken tarih yazmaz, başka bir şey yapar. İlyada'nın anlattığı tekil olayların hiçbirini kanıtlayamayız; ama Andromakhe'nin surdan bakışını, yanan şehirde çocuğunu saklayan kadını, sunağa sığınan ihtiyarı okurken kanıta ihtiyaç duymayız. Bunlar MÖ 1180'in değil, her yüzyılın gerçekleridir; o gece Hisarlık'ta yaşanmadılarsa bile, o geceden beri sayısız şehirde yaşandılar. Toprak bize savaşın olduğunu söylüyor; şiir, savaşın ne olduğunu.

Belki en doğrusu, ikisini yine o teraziye koymak: bir kefede kül, ok ucu, sapan tanesi; öbür kefede öfke, yas, bozulan yeminler. Kefeler hiç dengelenmiyor — ama terazi de hiç devrilmiyor. Troya'yı üç bin yıldır ayakta tutan şey bu asılı kalış olabilir: toprak, hikâyeye "burada bir şey oldu" dedirtecek kadar sağlam; hikâye, toprağa sığmayacak kadar büyük.

Savaş bitti. On yıl, bir gecede sona erdi; Priamos'un şehri artık bir höyüğün katmanlarından biri. Ama dizinin başından beri tuttuğumuz defter kapanmadı — sadece sayfa çevirdi. Çünkü o gece sunaklar devrildi, tapınaklara sığınanlar öldürüldü, tanrıların gözü önünde suçlar işlendi; ve bu hikâyenin terazisi, kimin kazandığına bakmaz. Troya'yı yakanların hiçbiri, yaktıkları ateşten payını almadan evine varamayacak. Kiminin payı denizde bekliyor, kiminin payı da kendi kapısının eşiğinde.


Sonraki bölüm: Kazananların kaybettiği yolculuklar. Bir kral kendi banyosunda ölecek, bir adam on yıl denizlerde sürüklenecek ve Aulis'te kesilen faturanın vadesi dolacak — dönüş yollarına çıkıyoruz.


Bu bölüm için okuma önerileri

  • Vergilius, Aeneis (çev. Türkân Uzel, Jaguar Kitap / çev. İ. Zeki Eyüboğlu, Payel Yayınları) Özellikle II. Kitap; tahta at gecesinin, Sinon, Laokoon ve Priamos'un ölümü sahnelerinin en ayrıntılı antik anlatımı.
  • Homeros, Odysseia (çev. Azra Erhat – A. Kadir, Can Yayınları / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) IV ve VIII. Bölüm; atın Homeros'taki silik izleri, Menelaos'un anısı ve Demodokos'un şarkısı.
  • Proklos'un İlias Mikra ve İliou Persis özetleri (Epik Kyklos fragmanları) — Düşüş anlatısının kayıp kaynakları; elimizde kalanın ne kadar az olduğunu görmek için. (özetlerin Türkçe aktarımı için Azra Erhat – A. Kadir İlyada'sının önsözüne bakılabilir.)
  • Quintus Smyrnaeus, Posthomerica Akhilleus'un ölümünden şehrin düşüşüne kadarki boşluğu dolduran geç antik destan. (Henüz Türkçe çevirisi bulunmamaktadır.)
  • Rüstem Aslan, Yeni Başlayanlar İçin Troya (Doğan Kitap, 2018) Troya VI/VIIa yıkım katmanları ve kazı bulgularının güncel, erişilebilir özeti.