Ayfer, Tokatlı bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Babası Besim, annesi Rukiye’ydi. Sevgi dolu bir yuvada büyüyen Ayfer’in ardından ikiz erkek kardeşleri, sonra da minik kız kardeşi Nilüfer dünyaya gelmişti.
Dört çocuklu evde neşe hiç eksik olmuyordu. Çocukların sesleri, kahkahaları, birbirleriyle oyunları evin her köşesine yayılıyordu. Ayfer özellikle küçük kardeşlerini çok seviyordu. Onlara bakıyor, oyunlar oynuyor, annesine yardım ediyor ve kendisini dünyanın en mutlu çocuklarından biri hissediyordu.
Fakat Ayfer henüz on üç yaşındayken hayatları bir anda değişti.
Babası Besim hastalandı.
Hastaneye yatırıldığında herkes onun kısa zamanda iyileşip eve döneceğine inanıyordu. Ayfer de her gün babasının yolunu gözlüyordu. Fakat beklenen olmadı. Besim Bey o hastaneden bir daha evine dönemedi.
Babası öldüğünde Ayfer'in dünyası başına yıkılmıştı.
Daha on üç yaşındaydı. Ölümün ne demek olduğunu tam olarak anlayamayacak kadar genç,. ama bir daha babasının sesini duyamayacağını anlayacak kadar büyüktü. Babasının yokluğu evin bütün sıcaklığını alıp götürmüş gibiydi.
Rukiye Hanım ise dört çocuğuyla dul kalmıştı.
Güzel yüzlü, genç bir kadın olmasına rağmen artık hayat onun için hiç kolay değildi. Dört çocuğunun sorumluluğu omuzlarına çökmüştü. Ne yapacağını, çocuklarını nasıl büyüteceğini bilmiyordu.
O sırada Rukiye'nin İstanbul'da yaşayan kardeşi imdatlarına yetişti. Ablasını ve dört çocuğunu yanına aldı. Bir süre hep birlikte onun evinde yaşamaya başladılar.
Fakat dört çocukla geçinmek kolay değildi.
Rukiye'nin kardeşi, ablasının artık çalışması gerektiğini düşünüyordu. Bir şirkette çaycılık işi buldu. Rukiye sabah erkenden evden çıkıp çalışmaya başladı.
O günlerden sonra evin yükünün önemli bir kısmı Ayfer'in küçük omuzlarına kaldı.
Ayfer daha çocuktu.
Ama sanki bir gecede büyümek zorunda kalmıştı.
Kardeşlerinin yemeğiyle, temizliğiyle, uykusuyla ilgileniyor; annesi eve dönene kadar onlara göz kulak oluyordu. Bazen kendi çocukluğunu unutuyor, kardeşlerinin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyuyordu.
Üç kardeşi vardı ama sanki üç çocuğu olmuştu.
Rukiye Hanım çaresizlik içinde kıvranırken, kardeşinin önerisiyle hayatlarının en zor kararlarından birini vermek zorunda kaldı. İkiz oğullarını Çocuk Esirgeme Kurumu'na bırakacaktı.
Bir anne için bundan daha ağır bir karar olabilir miydi?
İkizlerin ardından ev sessizleşti.
Ayfer artık yalnızca küçük kardeşi Nilüfer'le ilgileniyordu. Nilüfer onun için sadece kardeşi değil, adeta hayata tutunma sebebiydi.
Yıllar böyle geçti.
Ayfer on yedi yaşına geldiğinde güzelliği çevresindekilerin dikkatini çekmeye başlamıştı. Kısa süre içinde evlerine pek çok görücü gelmeye başladı.
Bir gün yine bir görücü geldi.
Damat adayının adı Berkit'ti.
Ayfer'in içi ona ısınmıştı. Belki de ilk kez kendi hayatıyla ilgili güzel bir gelecek hayal etmişti. Annesi de kızının onayını görünce evliliğe razı oldu.
Nişan yapıldı.
Ardından sade bir düğünle Ayfer, Berkit'in eşi oldu.
İlk gece kayınvalidesinin evinde kaldılar.
Ayfer, belki de hayatının bundan sonra daha güzel olacağını düşünerek uykuya daldı.
Fakat sabah olduğunda evin içinde yükselen bağırışlarla uyandı.
Ne olduğunu anlayamadan kayınvalidesi üzerine yürüdü.
Ayfer'in yıllarca kimseye anlatamayacağı bir gerçekle yüzleşmişlerdi.
Ayfer bakire değildi.
Kayınvalidesi bunu bir "kusur" olarak görmüş, Ayfer'i hiçbir şey dinlemeden apar topar annesinin evine götürmüştü.
Kapının önünde söylenen sözler Ayfer'in kalbine saplanan bir bıçak gibi olmuştu:
"Kızınız kusurlu. Biz kimsenin artığını kabul etmeyiz."
Sonra çekip gittiler.
Ayfer olduğu yerde kalakalmıştı.
Ne kendisini savunabilmişti ne de yaşadıklarını anlatabilmişti.
Bir süre sonra Berkit ile resmi olarak boşandılar.
Ayfer artık genç bir dul kadındı.
Ama kimse onun neden bakire olmadığını bilmiyordu.
Ayfer de anlatamıyordu.
Çünkü on üç yaşından on yedi yaşına kadar dayısının tacizine uğramıştı.
İçinde taşıdığı bu korkunç sırrı kimseyle paylaşamamıştı.
Bir yıl sonra Ayfer, kendisinden on dört yaş büyük Salim adlı bir adamla evlendirildi.
Sinop'a gelin gitti.
Fakat yeni hayatı, ilkinden de ağır oldu.
Salim Ayfer'i aşırı kıskanıyordu. Evden çıkmasına izin vermiyor, kimseyle görüşmesini istemiyor, sürekli onu kontrol altında tutuyordu.
Ayfer ne yaparsa yapsın yetmiyordu.
Yemeği beğenmezse sofrayı dağıtıyor, ardından Ayfer'i dövüyordu.
Temizliği bahane ediyor, döovüyordu.
Başka bir şeyi bahane ediyor, yine dövüyordu.
Sözleriyle aşağılıyor, davranışlarıyla küçültüyor, sonra da şiddet uyguluyordu.
Ayfer zamanla bu hayatın içinde yaşamaya alışmış gibiydi.
Belki de kendisine başka bir hayatın mümkün olduğunu bile unutmuştu.
"Ben zaten dul bir kadın olarak geldim," diye düşünüyordu bazen.
Sanki başına gelenleri hak etmiş gibi...
Üç yıl geçti.
Üç yıl boyunca Ayfer neredeyse kimseyi görmedi.
Kimseyle doğru dürüst konuşmadı.
Dışarı çıkmadı.
Giderek sessizleşti.
Ta ki Zeliha'yı tanıyana kadar...
Zeliha yan evde yaşayan, Ayfer'le yaşıt genç bir kadındı.
Bir gün Ayfer evinin avlusunu süpürürken Zeliha'yla konuşmaya başladılar.
Kısa bir sohbetti.
Ama Ayfer, uzun zamandır ilk kez biriyle konuşurken kendisini iyi hissetmişti.
Zamanla bu küçük sohbetler bir dostluğa dönüştü.
Gizlice görüşüyor, birbirlerine dertlerini anlatıyorlardı.
Zeliha, Ayfer'in yalnızlığını fark etmişti.
Bir gün Ayfer artık içinde taşıdığı yükü daha fazla saklayamadı.
Ağlayarak konuşmaya başladı.
Yıllardır kimseye anlatamadığı gerçeği Zeliha'ya anlattı.
On üç yaşından on yedi yaşına kadar dayısının tacizine uğradığını...
On yedi yaşında Berkit'le evlendirildiğini...
Evliliğinin ilk gecesinden sonra bakire olmadığı gerekçesiyle annesinin evine gönderildiğini...
Boşandığını...
Sonra da Salim'le evlendirilip Sinop'a geldiğini...
Zeliha onu dinlerken ne söyleyeceğini bilemedi.
Ayfer'in yıllardır taşıdığı yükün ne kadar ağır olduğunu o an anlamıştı.
O günden sonra Zeliha, Ayfer'e sadece komşu değil, kardeş oldu.
Fakat hayat yine acımasız yüzünü gösterecekti.
Salim normalde sabah evden çıkar, akşam saat beşte dönerdi.
O gün ise eve çok daha erken geldi.
İşten çıkarılmıştı.
Kapıdan içeri girdiğinde Zeliha'yı gördü.
Öfkesi bir anda büyüdü.
Zeliha, Salim'in bakışlarını görünce hemen izin isteyip evden çıktı.
Ayfer ise korkudan titremeye başlamıştı.
Kaçmak istiyordu.
Bir yerlere saklanmak, görünmez olmak istiyordu.
Ama Salim ona fırsat vermedi.
Ayfer'i saçlarından yakaladı ve yerde sürüklemeye başladı.
Ardından şiddet uygulamaya başladı.
Ayfer'in yüzü yaralanmış, ağzı ve burnu kan içinde kalmıştı. Salim öfkesini kaybetmiş gibiydi. Onu dövmeye devam ediyor, ardından başını duvarlara vuruyordu.
Ayfer artık direnemiyordu.
Artık yalnızca korkuyordu.
Sonra Salim mutfaktan aldığı bıçakla Ayfer'e saldırdı.
Evde korkunç bir sessizlik oluştu.
Ayfer'in sesi giderek kesildi.
Bir süre sonra artık hiç hareket etmiyordu.
Salim, Ayfer'in hareketsiz kaldığını fark ettiğinde durdu.
Ellerini ve yüzünü yıkadı.
Üzerini değiştirdi.
Sonra o evden çıktı.
Bir daha geri dönmemek üzere...
Zeliha ise dışarıda bekliyordu.
Evden gelen sesler bir anda kesilmişti.
İçine korkunç bir şüphe düştü.
Polisi aradı.
Polisler geldiğinde Zeliha da onların ardından eve girdi.
Ve kardeş bildiği Ayfer'i yerde gördü.
Ayfer'in gözleri açıktı.
Tavana bakıyordu.
Ama artık hiçbir şey görmüyordu.
Zeliha olduğu yerde donup kaldı.
İçinden yalnızca bir cümle geçiyordu:
"Artık sana kimse zarar veremeyecek, kardeşim..."
Ayfer'in hayatı, çocukluğundan beri hiç dinmeyen acılarla son bulmuştu.
Ama belki de ölümünden önceki son anlarında, yıllardır ilk kez acıdan uzaklaşmıştı.
Artık korkmayacaktı.
Artık dövülmeyecekti.
Artık aşağılanmayacaktı.
Ve artık kimse ona zarar veremeyecekti...I
2. Kadın AYFER
Y
·
6 dk okuma
düzenlendi
2. Kadın AYFER
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın.
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!